[Flash 9 is required to listen to audio.]

Hayatımda kimse olmadığı zamanlarda ironiye bakın ki yalnızlığımı unutuyorum. Sonra biri girip çıkıyor hayatıma tekrar hatırlıyorum, dengem bozuluyor. Ben yalnız olduğumu ancak, uzun süre yalnız kalabildiğimde unutuyorum, anca o şekilde ondan zevk alabiliyorum. Çünkü yalnızlığı sindirmek gerekiyor, ama ilk etkisi hep kötü oluyor. İnsanlar ise berrak suyu bulandırıp kaçmaya bayılıyor, apartman ziline basan çocuklar gibi… Artık izin vermek istemiyorum, yalnızlığımla arama birini sokarken daha fazla düşünmem gerekiyor, biliyorum.

14 notes (22 plays), May 13, 2012

Sizlerin yarı yolda bıraktığınız şeyleri, sonuna kadar götürdüm yalnızca. Ayrıca siz korkaklığınıza ölçülü davranmak adını veriyor ve böylece kendinizi aldatıyor ve avutuyorsunuz…

- Dostoyevski -

27 notes, May 5, 2012

Seni hep seveceğim”; bana hep, insanın farkında olmadan, iyi niyetle söylediği, miladını doldurmaya bekleyen, potansiyel bir yalanmış gibi geliyor. Ne zaman duysam, yalana dönüşeceği gün için geri sayım yapmaya başlıyorum. Birkaç defa duydum ama henüz gerçekleştirebileni görmedim, göreceğimi de sanmıyorum. İnsanlar birbirlerine tutmayacakları sözler vermemeli bence. Bir gün sonra sabah hangi duygularla uyanacağımızı kestiremezken, bugünün hissiyatını dile getirmek için yarını alet etmek nedendir anlayamıyorum.

16 notes, May 5, 2012

“Her şey senin için” dedi. “Neden ?” dedim cevap veremedi. “Her şeyden kastın ne ?” dedim ona da cevap veremedi. O an düşündüm, insanın anlatmak istediği ile anlattıkları arasındaki farkı. O zaman anladım karşımdakinin konuştuğu dilin bana yabancı olduğunu, alt yazısını okudukça fark ettim benden ne kadar uzak olduğunu ve söyledikleri ile kastettikleri arasındaki uçurumu. “Seni hep seveceğim” dedi, güldüm. Neden güldüğümü anlamadı bile, o da güldü, sırf öyle yapması gerektiğini zannettiği için. “Seni hiç bırakmayacağım” dedi, büyük konuşma dedim ve sonra tuhaf düşünen ben oldum. Neden mi? Ben düşündüklerimi söylüyordum, o ise söylediklerini düşünüyordu. Sonunda duygusuz olan hep ben oldum, içini kapayan, gizemli durmaya çalışan, mesafe koyan, kendine aşık olan hep ben oldum.

O geceki o soğuk tavrımda geleceği mi gördüm, yoksa geleceği mi çizdim bilemiyorum. Ama şunu biliyorum; kimse büyük konuşmamalı, birine karşı yapacağınız en büyük hinlik, ona tut(a)mayacağınız sözler vermek. Ben o sözlere hiç inanmadım ve ne oldu biliyor musunuz? Belki de sırf inan(a)madığım için tuhaf olan ben oldum, kendini açmayan, gizemli gözükmeye çalışan, sevdiğine dahi kendini veremeyen ben oldum. Suçlu ben oldum. Neden mi? Ben düşündüklerimi söylüyordum, o ise söylediklerini düşünüyordu. Oysa ben kimseye inanmıyordum, tıpkı şimdi de olduğu gibi temkinli davranıyordum.

14 notes, April 29, 2012

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Çocukluğumdan beri böyleydim ben, en sevdiklerimin en güvendiklerimin bana ihanet ettiğini hayal ederdim her gece yatmadan önce. Ama bu hayal kurma seanslarım endişeyle alakalı değildi, aslına bakarsanız zevk veriyordu. Sevgilinizi hayal etmek gibi, acıktığınızda kremalı çilekli tart hayali kurmak gibi. İnsanların bana ihanet etme düşüncesi garip bir şekilde hep cazip gelmiştir. Geceleri kurduğum hayallerde planım hep aynı; bir kişi ihanet edecek ben de ondan kendimi soyutlamak için gerekli bahaneyi bulduğum için, bir kişiden daha kurtulacak ve kabuğuma kapanmak için, bunu zorunluluk olarak gördüğüme kendi kendimi ikna ederek dışarıya karşı yükümü hafifletecektim. Böylelikle dışarıya bağımlılığım bir kademe daha azalacaktı, bir kademe daha içeriye özgür olacaktım, moralime hükmeden sadece ben olabilecektim.

Ben hep böyleydim, küçükken doğum günümde bir hediye geldiğinde, daha ilk günden onun kırılacağı ya da unutulup kenara atılacağı, kim bilir belki de bir misafir çocuğu tarafından umarsızca parçalanacağı günü hayal edip hüzünlenirdim. Bundandır ki, kız arkadaşımla en mutlu olduğumuz günlerde bile, ayrılacağımız dönemleri düşünüp her gittiğimiz yerden anılar toplardım, bu anılar aklınıza gelemeyecek kadar saçma şeylerdi. Ama bir gün onlara bakıp hüzünlenecek olmayı bilmek bana huzur veriyordu. Hep, hep kaybedeceğim günlere takılıp sahip olduğum günleri ıskaladım. Pişman mıyım? Elbette hayır, kendimi seviyorum, beni ben olma yolunda az-çok değiştiren her ayrıntıyı da tabii.

Bülent Ersoy’a bile bir şeyler borçluyum, kimden nefret etmem gerektiğini öğrettiği için. Serdar Ortaç’a bile bir şeyler borçluyum, (Türkiye sınırları için konuşmak gerekirse) belki de o ve onun gibi kalitesiz müzisyenler olmasaydı, Duman’ı dinlemek zorunda kalmazdık. Bittikten sonra izlediğime pişman eden filmleri seviyorum, kaliteli film ayrımını yapabilmeme yardım ettikleri için. Ugg giyen kızları seviyorum, giymeyen kızları gözümde daha makul kıldıkları için. Kötüleri seviyorum, iyileri daha çok sevmeme sebep oldukları için. Kötü anılarımı da seviyorum, iyileri rutin olmaktan çıkarıp daha değerli kıldıkları için, monotonluğu da seviyorum arasından sıyrılan farklı günleri daha da farklı yaptıkları için.

7 notes (23 plays), April 29, 2012

Sen orada, ben burada.. eminim, elbet kavuşacağız bir gün aynı kitapta; kim bilir zamanın hangi aralığında, dünyanın hangi yanında; belki yarın, belki yıllar sonra; belki şuracıkta, belki dünyanın başka bir ucunda…

Sen orada, ben burada.. eminim, elbet kavuşacağız bir gün aynı kitapta; kim bilir zamanın hangi aralığında, dünyanın hangi yanında; belki yarın, belki yıllar sonra; belki şuracıkta, belki dünyanın başka bir ucunda…

21 notes, April 26, 2012

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Sözüm dünyanın kendisi etrafında döndüğünü düşünen insanlara. Sözüm topuklu ayakkabısının parke zeminde çıkardığı sesle kendisini tanrıça zanneden ukala kadınlara, sözüm terfi ettikten sonra dünyada başaramayacağı hiçbir şey kalmadığını zanneden sığ adamlara, sözüm hayatı çözdüğünden emin olan 15lik ergen çocuklara, bu ve bunun gibi megaloman kategorisinde toplanabilecek bütün insanlara. Neden bazı insanlar kendilerini bu kadar önemsiyor, neden bazı insanlar beni olmam gerekenden daha hassas hissettirmek zorunda bırakıyorlar. Neden bu yazıyı yazarken bile alakasız kimselerin bu yazıyı üstüne alınma ihtimaline karşı her cümlemin sonunda kararsızca tekrar ediyorum yazdıklarımı.

Gereğinden fazla önemsenmeye çalışmak mı başkalarının benlikleriyle beslenmektir, yoksa gereğinden fazla önemsemek mi kendi benliğini açgözlülüğe kurban vermektir? Sanırım en mantıklısı ve olması gerekeni, her şeyde olduğu gibi bu konuda da ortayı bulmak.

Gerçek bir benliğe sahip olmak başkalarının benliklerini de kabullenmektir bence. Bir benlik sahibi olmak, başkalarının yaptığı her şeyin sizinle alakalı olmadığı gerçeğinin bilincine varmakla başlamalı. Benlik sahibi olmakla birlikte, ilk bakışta çelişkili gibi gelen iki şeyi hatırlamak gerekebilir; hepimiz birbirimize bağlıyız ve başkalarının hareketlerinin illaki sizinle bir alakası olması gerekmez. Hepimiz evrenin dalında birer tohum olabiliriz, ama başkaları sırf size inat olsun diye çiçek açmazlar.

18 notes (510 plays), April 26, 2012

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Güneş doğar ve batar, ve bunun her gerçekleşmesiyle ne elde ederiz, yeni bir gün. Soluduğumuzda, nefes alır ve veririz ve her defasında bir öncekinden biraz olsun farklılaşırız. Sürekli değişiriz. Ve bazı değişimleri kontrol edemeyeceğimizi bilmek önemli bir detaydır. Ama kontrol edebileceklerimiz de vardır.

- half nelson -

10 notes (67 plays), April 26, 2012

Dün gece sayısız rüya gördüm. Hiç birinde de sen yoktun, biz yoktuk, siz de yoktunuz, inanır mısın onlar da yoktu. Sadece ben vardım. Anlayacağın, artık “gerçekten” özgürüm.

Dün gece sayısız rüya gördüm. Hiç birinde de sen yoktun, biz yoktuk, siz de yoktunuz, inanır mısın onlar da yoktu. Sadece ben vardım. Anlayacağın, artık “gerçekten” özgürüm.

16 notes, April 26, 2012

Yalnız bize ait olan bir şeyde en çok sevdiğimiz şey; o şeyin yalnız bize ait olmasıdır. Bu yüzden bu kadar benimseriz yalnızlığımızı, yalnız bize ait olduğu için. Bu yüzden korkarız hayal kurmaktan, kurduğumuz hayaller bir gün avucumuzdan kaçıp başka omuzlara konarak bir başkasının gerçeği olacağı için.

10 notes, April 22, 2012