Çocukluğumdan beri böyleydim ben, en sevdiklerimin en güvendiklerimin bana ihanet ettiğini hayal ederdim her gece yatmadan önce. Ama bu hayal kurma seanslarım endişeyle alakalı değildi, aslına bakarsanız zevk veriyordu. Sevgilinizi hayal etmek gibi, acıktığınızda kremalı çilekli tart hayali kurmak gibi. İnsanların bana ihanet etme düşüncesi garip bir şekilde hep cazip gelmiştir. Geceleri kurduğum hayallerde planım hep aynı; bir kişi ihanet edecek ben de ondan kendimi soyutlamak için gerekli bahaneyi bulduğum için, bir kişiden daha kurtulacak ve kabuğuma kapanmak için, bunu zorunluluk olarak gördüğüme kendi kendimi ikna ederek dışarıya karşı yükümü hafifletecektim. Böylelikle dışarıya bağımlılığım bir kademe daha azalacaktı, bir kademe daha içeriye özgür olacaktım, moralime hükmeden sadece ben olabilecektim.
Ben hep böyleydim, küçükken doğum günümde bir hediye geldiğinde, daha ilk günden onun kırılacağı ya da unutulup kenara atılacağı, kim bilir belki de bir misafir çocuğu tarafından umarsızca parçalanacağı günü hayal edip hüzünlenirdim. Bundandır ki, kız arkadaşımla en mutlu olduğumuz günlerde bile, ayrılacağımız dönemleri düşünüp her gittiğimiz yerden anılar toplardım, bu anılar aklınıza gelemeyecek kadar saçma şeylerdi. Ama bir gün onlara bakıp hüzünlenecek olmayı bilmek bana huzur veriyordu. Hep, hep kaybedeceğim günlere takılıp sahip olduğum günleri ıskaladım. Pişman mıyım? Elbette hayır, kendimi seviyorum, beni ben olma yolunda az-çok değiştiren her ayrıntıyı da tabii.
Bülent Ersoy’a bile bir şeyler borçluyum, kimden nefret etmem gerektiğini öğrettiği için. Serdar Ortaç’a bile bir şeyler borçluyum, (Türkiye sınırları için konuşmak gerekirse) belki de o ve onun gibi kalitesiz müzisyenler olmasaydı, Duman’ı dinlemek zorunda kalmazdık. Bittikten sonra izlediğime pişman eden filmleri seviyorum, kaliteli film ayrımını yapabilmeme yardım ettikleri için. Ugg giyen kızları seviyorum, giymeyen kızları gözümde daha makul kıldıkları için. Kötüleri seviyorum, iyileri daha çok sevmeme sebep oldukları için. Kötü anılarımı da seviyorum, iyileri rutin olmaktan çıkarıp daha değerli kıldıkları için, monotonluğu da seviyorum arasından sıyrılan farklı günleri daha da farklı yaptıkları için.